Aşk & İlişkiler

Kategorisi
Aşk & İlişkiler

FARKLI YOLLAR

Birçoğumuz, değişim ve kişisel gelişim yolunda kararlı bir şekilde ilerliyoruz. Bu yolda atılan en ufak adım bile gerçekten hayranlık uyandırıcı ve kutlanacak nitelikler taşıyor. Ancak, bütün pozitif yönlerine rağmen, kendi yolumuzda istikrarlı bir şekilde ilerlememizin bir de beraberinde getirdiği karanlık bir yüz var. Bizi geliştiren ve mantığımıza uyan yolları benimsediğimizde, zaman zaman biraz militan ve hatta dogmatik olabiliyoruz.

Kendi hayatımızda değişiklikler yapma girişimlerimize körü körüne odaklandığımız zaman görüşlerimiz daralmaya ve siyah-beyazlaşmaya başlıyor. Bunun nedeni gerçekten çok basit: yaptığımız şeylere o kadar sıkı bir şekilde adapte olup bağlanıyoruz ki bazı şeyleri gerçekleştirmek için birden fazla alternatif yol olabileceğini unutuyoruz.

Görüşümüzü desteklemek için bizimle aynı fikirde olan diğer insanları ya kendi tarafımıza çekiyoruz ya da onların gruplarına ait oluyoruz. Bu, bir topluluğun parçası olmak gibi ilkel biçimde içimizde yer alan içgüdülerin bugüne kadar evrimleşen hali olabilir, kim bilir…

Kendi düşüncelerimizle uyuşan düşüncelerle aslında bir kavim oluşturuyoruz!

Okumaya Devam Et

Aşk & İlişkiler

İhtiyaçlar Yakınlaştırır

İşbirliği içinde olmaya gönülden inanıyorum; bu yüzden başkalarına yardım etmek için genelde elimden geldiğince en iyisini yapmaya çalışmışımdır. İş yerinde de, kişisel hayatımda olduğu gibi, aynı şekilde çevredeki insanlara yardım ettiğimi söyleyebilirim. Mesela, değişme kabininde hiç tanımadığım  birisine elbise askısında ya da fermuarında yardım etmek, bir arkadaşımı zor zamanlarında dinlemek, yol ortasında yürüyen bir tırtıl ezilmesin diye onu çimenlerin üstüne bırakmak, bunlar benim için çok tanıdık senaryolar. Bir keresinde, şikayet etmiyorum ama, cok yaşlı olan karşı komşumun en yakın kiliseye yürümesine yardım etmiştim. Yol yaklaşık yarım saat sürmüştü ve komşum hızlı yürüyemediği için yağmurda baya ıslanmıştım.

Konu bana geldiğinde ise durum çok farklı. Çelişkili davranışlar gösteriyordum diyebililiriz. Uzun bir süre, bağımsız olmam ve kendi sorunlarımı kendi kendime çözmem; yalnız başına yola devam etmem gerektiğine dair derin saplantılı hislerim vardı.

En basitinden, arkadaşlarımın tren istasyonundan beni almayı teklif etmesi ya da yıllardır tanıdığım bir arkadaşımın buzdolabından yemek yemek gibi olaylar benim icin sıkıntı yaratıyordu. Bir şekilde çok fazla sey talep ettiğim ve sınırları aştığım yönünde paranoyak duygular  hissediyordum. Sanki istediğim şeyi söylediğimde insanlar benim hakkımda yanlış düşüncelere kapılacak veya beni küçümseyecek davranışlarda bulunacaklardı. İsteklerimi belirtmediğim zamanlarda da, yeterince açık olmadığımı hissederek, arada bir mesafe yarattığımdan korkuyordum.

Saçma gelebilir biliyorum, ama hayatımın çoğunluğunda böyle hissettim.

Günün sonunda anladığım gerçek ise tam olarak şu: başkalarının bana yardım etmesini istemiyordum çünkü ancak bu şekilde kendimi koruyabiliyordum. Kendimi garip bir sekilde daha güvende hissediyordum. Yardım istemek kendimi aciz, muhtaç pozisyonuna düşürmeme sebep oluyordu. Eğer her zaman kendi işlerimi kendim halledersem, hiçbir zaman acziyet yaşamam gerekmeyecekti.

Kendi içimde yaşadığım bu “güven” sözde bir ödüldü. İnsan ilişkilerinin en temelinde birbirimize yardım etmek yok mu? Toplum olarak aynı amaç için yardımlaşmamız birlik olmamız gerekmiyor mu? En yakın dostlarımız bir zamanlar benzer zorlukları birlikte aşabildiğimiz insanlar değil mi? Birbirimize destek olduğumuz insanlar…

İtiraf etmem gerekirse, iş hayatına başlamadan önce kendimi çok da fazla yalnız hissetmiyordum; okuldaki arkadaşlarımı hep belli bir mesafede konumlandırmak sonuçta benim elimdeydi. Tabi ki hayat ciddileştikçe durum da ciddileşmeye başladı. İlk başlarda ofiste kurduğum güzel arkadaşlıklar, sevdiğim insanların dağılmasıyla yok olmuştu. Geri kalan herkesin ise bir derdi vardı. Plaza insanı tabi ki dünya üzerindeki en çok işi yapan insandı (!) ve iş çıkışında yetişmesi gereken çok önemli (!) yerler vardı.

Dolayısıyla, herkesin kendince bir derdi olduğunu düşünüyordum; kimseye yük olmaya hakkım yoktu sonuçta. Bu yüzden ne zaman yardıma ihtiyacım olsa içten içe bir takım bahaneler üretiyordum. “İnsanlara yük olmaya hakkın yok” diye düşündüğüm zaman aslında gerçekten söylemek istediğim “Reddedilmekten korkuyorum”du.

Eğer beni tanıyorsanız, bu yazdıklarımı okuduğunuzda belki o zamanlarki beni daha yakından anlamış olursunuz. Yukarıda yazdıklarım bir zamanlarki beni o kadar iyi yansıtıyor ki, gerçekten bunları yazarken derin bir rahatlama hissediyorum. Hatta bir noktada hissettiklerim komik bile geliyor. Olgunlaştıkça ve değiştikçe, eski düşüncelerimin ne kadar absürt olduklarını anılıyorum.

Peki boyle bir durumda ne yapmalıyız?

 

Okumaya Devam Et

Aşk & İlişkiler

Hangİ Roldesİn?

“Dikkatinizi tamamen kendi endişenizin üzerine odaklayın ve başkalarına ait olanların kendi işiniz  olmadığına açıklık kazandırın.” ~ Epictetus

 

Dramaya bağımlı mısınız? Öylesiniz ama farkında mı degilsiniz acaba? Sadece hayatınıza, neler olup bittiğine tepki gösterdiğinizi mi sanıyorsunuz? “Gerçekten bir seçeneğim olduğunu sanmıyorum!” dediğinizi duyar gibiyim.

Okumaya Devam Et