Aşk & İlişkiler

Hangİ Roldesİn?

“Dikkatinizi tamamen kendi endişenizin üzerine odaklayın ve başkalarına ait olanların kendi işiniz  olmadığına açıklık kazandırın.” ~ Epictetus

 

Dramaya bağımlı mısınız? Öylesiniz ama farkında mı degilsiniz acaba? Sadece hayatınıza, neler olup bittiğine tepki gösterdiğinizi mi sanıyorsunuz? “Gerçekten bir seçeneğim olduğunu sanmıyorum!” dediğinizi duyar gibiyim.

Stephen Karpman ismini daha once duydunuz mu? Kendisi ilk olarak 1960’lı yıllarda drama üçgenini tanımlamış. Peki nedir bu drama üçgeni? 

Rollerin üçü -Suçlayıcı, Kurtarıcı ve Kurban- çok akıcıdır ve kolayca birbirlerine dönüşebilirler. Hepimizin bir favorisi olduğuna emin olabilirsiniz. Kendi rolünüzü merak ediyorsanız çocukluğunuzda en çok rastladığınız role bakın derim. Geriye kalan diğer iki rol, başrole göre daha çekimser durumda oluyor. Drama üçgeni çok yaygın ve bu üçgenin çok ince çizgileri olabilir; işin kötü tarafı bunlar size tamamen normal görünebilir. Ancak işin gerçek yüzü böyle değil; yaşamak için daha dengeli yollar var, inanın.

Kendi kendime kaldım ve bu üç rolü düşündüm. Uzun süre boyunca kurban pozisyonuna bürünmüştüm. Kurbandım çünkü istediğim türden bir ofis işim yoktu. Kurbandım çünkü ailemden uzakta yaşamak beni hep yalnız olduğum, kimseye güvenemeyeceğim duygusuna itiyordu. Suçlu Amerikan sistemiydi ya da Türkiye’nin daha adil bir ülke olmaması. Beni yabancı bir ülkede tek başıma yaşamaya itmişti. Ne kadar da iyi rol yapmışım, gerçekten (!)

Şu ana kadar siz de benim gibi inandırıcı bir kurban rolüne bürünmüş olabilirsiniz ya da favoriniz belki kurtarıcıdır? Ailenizde kurtarmaya çalıştığınız insanlar olabilir; başkaları yardım istediğinde veya size yardım etmek zorunda kaldığında, kendinizi erdemli, güçlü ve işe yarar hissedebilirsiniz.

Ancak gözden kaçırılmaması gereken nokta şu ki her zaman mükemmel bir tiyatronun dezavantajları vardır. Devamlı kurtarıcı rolünde olmak, stres yaratır; çünkü herkesin hayatını takibe alıp kendi ihtiyaçlarınızı gözardı ederiniz. 

İşte belki o zaman bilinçaltında mağdur rolüne geçmeyi uygun bulursunuz: kendiniz için üzülürsünüz çünkü hiç kimse sizin önem verdiğiniz insanlarla ilgilenmek için ne kadar çaba sarf ettiğinizi takdir etmiyor gibidir. Bu durum sizi kızgın ve kırgın hissettirir tabi ki ve kendinizi bir anda eşinizle kavga ederken ya da bir satış görevlisini haşlarken bulursunuz. Restoranlarda garsonları azarlayan, iş arkadaşına kötü davranan çalışanlar: işte bu insanlar, suçlayıcılar!

Bir anda bir tiyatro sahnesinden diğerine nasıl zıpladık, gördünüz mü? Dezavantajlardan bahsettik ama tabi ki bu rollerin hepsinin kendince iyi tarafları da var. Hayal edin, en azından bir süre mağdur olmak iyi bir şey. Ne kadar çok dikkat çekersiniz; eylemlerinizin ve sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmeye ihtiyacınız yoktur çünkü her zaman onlar için suçlayacak başka birini bulabiliriz. Çoğu zaman bize yardım etmeyi göze alacak, rolünü benimsemiş “kurban”larımızdır bunlar!

Ah! Yaşamak ne kadar yorucu bir yol! Bir an bile “Ben bu tiyatronun içine yokum, rol yapmak istemiyorum. Bırakın beni!” diyemiyoruz; desek bile kimi kandırıyoruz ki? Hepimiz bu sahnede bir aradayız; tüm rollerimiz sabırla biriktirdiğimiz anksiyetelerle ve yaşamlarımızda “kontrol” etmeyi öğrendiğimiz yollarla sağlanmış bile. Drama bizi ayakta tutuyor ve başkalarının hayatlarıyla oyalanıyoruz, kendimizi alıkoyuyoruz. Dramayla o kadar meşgul oluyoruz ki, hayatlarımızda gerçek barış ve sevinç için çok az yer kaldığını fark edemiyoruz bile. Gerçekten sağlıklı bir ilişki kurmak için kendimize yaratmamız gereken bütün alanları sağlıksız duygularla yedeklemişiz çoktan. Nasıl bir öz sabotaj!

Peki, bilerek veya bilmeyerek herkes bir rolün ucundan tuttuysa eğer, drama üçgeninden nasıl uzaklaşacağız?

İlk ve tek adım, oyunun, nasıl çalıştığını ve hangi rollerin revaçta olduğunun farkında olmak. Çocukken hangi rolü oynuyordunuz? Ailenizdeki diğer oyuncuların rollerini belirleyebilir misiniz? Hala aynı metne mi bağlılar?

Kurtarıcı rolünü kabul etmek sizin için en kolayı olabilir, çünkü aslında dışarıdan baktığımızda övgüye değer ve asil şeyler yapıyor oluruz. Yalnız, unutmayın gerçekten hayırsever olduğunuz için kurtarıcı değilsiniz, içten içe kontrolde olmak ve başkasının işine karışmayı hedefliyorsunuz.

Öte yandan, mağdur olduğunuza kendinizi yeterince alıştırırsanız, kendinizi suç ortağı ya da suçlayacak birilerini ararken bulursunuz. (Aslında dikkat edin tüm bu rollerin en belirgin özelliği dikkatinizin genellikle dışa yönelmiş olması.)

Son rolümüz: Suçlayıcı; hiç kimse bir suçlayıcı olduğunu kabul etmek istemese de, işler ters gittiğinde gidip geldiğiniz duygu öfkeyse, muhtemelen siz bu role gönül vermişsiniz. Gerçekte öfke, temel korku, utanç ve güçsüzlük için sadece bir maskedir. 

 

Drama üçgeninde iyi adamlar ve kötü adamlar yok – herkes kaybeder.

 

Modellerinizden haberdar olduktan sonra, oyunu daha yakından tanıyabilirsiniz ve sonuçta kuşbakışı sahnenin dışına çıkmak daha kolay hale gelir. Tekrar tekrar ediyorum: drama üçgeninin tanımı başkalarının işinde olmak demektir; bu işi bırakmak kendi kendinize kalmanızı gerektirir!

Buna bana yardımcı olan şey, “bütünlük bölgesi” dediğim bir konseptti. Kendi çevrenizde bir daire düşünün; bu sizin sosyal sorumluluklarınızı temsil eder. Ne olduğu fark etmez ve size özeldir. Ders çalışması gereken bir öğrenci olabilirsiniz, o gün çamaşır yıkayacak bir ev hanımı ya da dünyayı kurtarmak üzere görevlendirilmiş bir ajan! Bu sizin gerçek sorumluluğunuz. Dürüstlük alanında, hem kendiniz hem de başkaları ile birlikte yüzde yüz dürüst olmaktan siz sorumlusunuz. Bu, kendi duygularınızı ve ihtiyaçlarınızı onaylamak ve onurlandırmak ve başkalarının sorumluluğunu almak anlamına gelir.

Ayrıca, kendi hareketlerinizi ve bunların sonuçlarının getireceği sorumlulukları üstlenmeniz ve başkalarının da aynı şeyi yapmasına izin vermeniz lazım; özellikle kurtarıcı olduğunuzu düşünüyorsanız. Başlangıçta, bu tanıma sürecine ailenizi dahil ettiğinizde, hangi rolü üstlenmiş olduğunuzu anlamanız kolay olmayabilir. Sonuçta, bunlar drama üçgeninde size senaryoyu ilk öğreten insanlar!

Dürüstlük bölgesi, en azından kendi adıma konuşmam gerekirse, orada kalmayı başarırken iyi hissettiriyor. Artık çok daha severek yaptığım bir işim ve içinde bulunmaktan keyif aldığım bir hayatım var. Yabancı bir ülkede yaşamak gibi bir zorundalığım olmadığının farkındayım. Suçlayacak bir kurbanım yok. Böylece mağdur hissetmeyeceğim ve karşılığında birini acımasızca suçlamayacağım da denilebilir. Uzun vadede, bu durum benimle aynı sahnede yer alan herkes için çok çok daha iyi.

Hayatımın artık daha az draması var, bu doğru. Çok daha basit yaşıyorum. İnsanlar öğle aralarında kendi savaş hikayelerinin ticaretini yapıyorlar. Evet, bazen özlüyorum bu durumu ama biliyorum ki bunun yerine gerçekten huzurlu, daha sağlıklı ilişkiler kuruyorum ve yine biliyorum ki böyle bir dengede olmak herşeye değer!

Bunu da beğenebilirsin:

İlk Yorumu Sen Gönderebilirsin

    Yorum