Değişim & Zorluklar

BULAŞIKLARI YIKA, KADERİNİ YARAT

“En karanlık gece bile biter ve güneş doğar” – Victor Hugo

Bu sene Mart ayında benim için çok önemli olan bir insanı kaybettim.

Yurt dışında olduğum için ancak bir hafta sonra Türkiye’ye dönüş yapabildim. Böyle durumlarda acının içinde olup duygularını sevdiklerinle paylaşmak mı daha kolay yoksa uzaktan seyirci kalıp uyuşuk bir şekilde yaşamak mı? Hala bu sorunun cevabını veremedim maalesef.

O hafta bütün gece karanlıkta her gece güneş doğana kadar ya kötü rüyalarla ya da düşüncelerimle uğraştım durdum. Hayatımda belirsiz olan çok şey vardı.

Hiçbir şey benim aleyhime çalışmıyor gibiydi. Herşey, bütün hayatım sanki yoluna konulamayacak şekilde umutsuzdu. Daha da kötüsü, içe dönük yapım yüzünden, duygularımı tam olarak anlatamıyor ve beynimdeki düşüncelerle daha da büyük bir sessizliğe ve soğukkanlı bir duyarsızlığa doğru sürükleniyor gibiydim. Çevremde yardım edebileceğini bildiğim çok yakın insanlar vardı; aynı tecrübelerden hatta daha da zorlarından geçmiş olduğunu bildiğim…

Şimdi anlıyorum ki o zamana kadar her gün yeni ve başka bir mücadeleyle yüzleşmiştik. Sıkıştığımı hissediyordum sanki  çünkü yaptığım ve iyiye giden hiçbir şeyi gözlerimi ve kalbimi açıp fark edemiyordum.


Biliyorum, işler senin için de zor olabilir. Her gece yenilgiye uğramış, umutsuz ve depresif hissedebilirsin.

Bütün bu hayal kırıklığı ve acı seni derinden yaralayıp, üzebilir. Pişmanlık yaşamayacağını söyleyip, çok büyük pişmanlıklar da yaşayabilirsin. Zamani geri alıp birçok şeyi telafi etmek gibi ütopik isteklerin olabilir.

O hafta bugüne kadarki hayatımın en karanlık zamanını yaşadım. Eminim ileride beni bekleyen çok daha karanlık ve çok daha zor zamanlar var; ancak artık eskisi kadar korkmuyorum. O zaman geldiğinde, tüm kalbimle ona gülümseyebileceğimden emin gibiyim, çünkü şimdi tecrübeyle, onunla nasıl baş edileceğini biliyorum.

 

1. Hiçbir şekilde umutsuz hissetmeyi bırakmayı deneme.

Biliyorum, yenilmiş ve üzgün hissediyorsun. İşte tam da bu sebepten dolayı kendini başka türlü hissetmeye zorlama.

Ne hissediyorsan onu büyük bir kartopu gibi hayal et. Kafanın içindeki düşünceleri  ve kalbindeki duyguları savuşturmak, daha fazla kar atarak kartopunu durdurmaya çalışmak gibi. Hislerine derman olmak yerine, yalnızca onları daha büyük ve daha tehlikeli hale getiriyorsun.

Aynı şekilde, eğer zihninle doğrudan bir savaş ve mücadele halinde olursan, umutsuzluğuna daha fazla odaklanırsın. Böylece olumsuz edinimlerin ivmesini sadece beslersin.

Meditasyonun kendini iyi hissetmenin anahtarı olduğunu düşünebilirsin, ancak meditasyon duygularını uyuşturmana yardımcı olamaz. Meditasyonun amacının uyuşma olmadığından neredeyse kesinlikle eminim!

Ben yaşadığım kayıpla mücadele ederken, ağrıyı gidermek için hiçbir çaba sarf etmediğimi düşünüp, kendimi suçlu hissediyordum. Şimdi görüyorum ki meditasyon yaparak, yürüyerek, duygularımı ve düşüncelerimi gözlemleyerek, nefesime odaklanarak daha farklı bir sonuç alamayabilirdim hatta ironik ama belki bu kadar çok odaklanma yaşadığım için kendimi daha da kötü hissedebilirdim!

Saçmalama diyebilirsin. Bence, bir duygudan kurtulmaya çalıştığında, aslında sadece kafandaki duygu ile güreşiyorsun demektir.

Bu sebepten dolayı daha önce meditasyon yapmadığın halde belli bir duyguyu durdurmak için meditasyon kararı alma. Duygularını bastırmak için boşuna bir girişim olacaktır.

2. Doğru olanı değil eğlenceli olanı yaparak aklını meşgul et.

Kendini umutsuzluğa kaptırma. Seni kendi beynindeki düşüncelerden çıkarmak ve vücuduna, fiziksel ve dış dünyaya  çekmek için bazı şeyler yapman gerekiyor.

Ve hayır, sadece duygularını bastırmak için degil! Duygularını bastırmak işe yaramıyor, dene ve göreceksin. Bunun yerine, istediğin, eğleneceğini, rahatlayacağını düşündüğün şeyleri yap..

Eğlenmek için hep ne yaparsın? Rahatlamak için ne yaparsın? Sıkıldıkça normalde ne yaparsın?

İyi gelmesini beynine dikte ettiğin veya başkaları öyle olduğunu söylediği için kendini birşeyler yapmaya zorlama. Mesela koşmak; sadece iyi geleceğini teorik olarak düşündüğün için kendini koşu yapmaya zorlama. Her saniyeden nefret edersen, seni koşturmaya zorlayan nokta nedir bu durumda?

Bunun yerine hangi etkinliklerin eğlenceli olduğunu ve sana nelerin ilgi çekici geldiğini keşfet. Bu faaliyetler zihnini ve vücudunu ‘anda’ olmak yönünde etkiler. Seni kendi düşüncelerinde kaybolmaktan kurtarır.

Önerim, kendini daha iyi hissetmeni sağlayan sağlıklı bir seçim yapman yolunda olur. Evet, kesinlikle televizyon izleyebilir, çikolata yiyebilir ve hatta internette sörf yapabilirsin! Uyuşturucu ve alkolden uzak durmaya dikkat ettiğin sürece, illa ki eksantrik birseyler yapmak zorunda değilsin.

Ben mi? Daha önce hiç yapmadığım şeyleri yaptım: kendimi yıllardır bırakmadığım kadar serbest bıraktım. Yürüyüş yapmak istiyorsam yürüdüm, uyumak istiyorsam o gün yataktan çıkmadım. Annemle yeni tarifler denedim ve onları afiyetle yedim. Gülmek istedigimde güldüm, aglamak istediğimde beni hüzünlendirecek şarkılar dinledim. Kesinlikle ne doğru veya ne yanlış diye düşünmeden; o anda ne iyi gelecekse ona odaklandım.

Hayatını gerçekten seni rahatlatan, sadece sana özel bir dinlenme zamanı ile dengede tut. Bu, aynı zamanda tüm beklentilerini kapattığın bir zaman olabilir. Kendini geliştirmeye, kariyer yapmaya, meditasyon yapmaya ve hatta hiçbir şey yapmamaya bile zorlama.  Öz bakım gerçekte budur!

Bunu yaptığında, kendini ilk başta hissettiğin kadar mutsuz hissetmeyeceksin; kendini olumsuzluklardan bir nebze de olsa ayıklayacaksın. Daha önce beslediğin kartopu arka planda yuvarlanmaya devam ederken, er ya da geç eriyecek çünkü artık momentumunu beslemiyor olacaksın.


3.Endişelerini kağıda yaz.

Umutsuz ve endişeli olduğunda, kafanda yaşıyorsun demektir. Kendine aynı umutsuzluğu ve  gelecekle ilgili kötü projeksiyonları defalarca hatırlatmaya bir son ver.

Endişelerin düşünce biçiminde olduğunda, onları çözemezsin. Böyle durumlarda, kafandaki yarattığın senaryolar gerçekte olduklarından daha büyük görünür. Bu nedenle günlük yaşamda yaşadığımız küçük problemleri bile çözülemeyecek sorunlar haline getirebiliyoruz.

Kendine biraz zaman ayır ve tüm sorunlarını kağıda yaz. Ne kadar klişe diyeceksin ama bunu yaptığında fiziksel olarak görebildiğin için onları beyninde ve kalbinde barındırmayı daha rahat bırakırsın. Böylece, sorunlar, analiz edip çözebileceğin gerçek nesneler haline gelir.

Bu noktada “Sorunlarım o kadar çok ki hangi birini yazayım?” diyorsan, onları daha küçük ve daha kolay anlaşılır parçalara bölebilir- böylece aklına hakim olabilirsin!

4. Bulaşıkları yıkayarak kaderini yarat!

Elbette şans hayatımızda büyük bir rol oynamakta. Fakat başımız bir yere çarptığında kendimizi korumaya çalışırız. Bunu kendimiz yapamazsak eğer, birilerinden bizi kurtarmaları icin yardım isteriz. Senin de çok iyi bildiğin gibi işler mucizevi bir şekilde kendi başına daha iyi hale gelmiyor. Sıkıntılarımızdan devamlı şikayet etmek, başımıza gelen kötü şeyler için kaderi suçlamak hiçbir işe yaramıyor maalesef.

Kendi hayatımda da gözlemlediğim üzere, hayatta üzgün veya sinirli hissettiğinde harekete geçmek çok zor. Ancak harekete geçmek tek çıkış yolu gibi. Bu yüzden diyebilirim ki, iyi haber: sıkışmış falan değilsin. Hayatın umutsuz değil. Aslında ayağa kalkabilir ve tekrar kolayca hareket etmeye başlayabilirsin. İşte böyle:

Endişelerini yazdıktan sonra, çok kolay bir çaba gerektirmeden çözebileceğin en kolay sorunu hedefle. İşleri daha da kolaylaştırmak için, zaten kolay olan sorunu son derece küçük parçalara ayır ve böldüğün her parçayı tek bir adımda hallet.

 Arızalı bir bilgisayar, dağınık bir oda veya yıkanmamış bulaşıkları yıkama gibi birçok sorunu keşfedebilirsin. Bunların üstesinden gelmek senin elinde.

İşte simdi iyi gidiyoruz! Çok sevdiğin yitip giden insanı ya da seni sinir eden müdürünü unut! Önce küçük sorunlarla uğraş.

Neden mi? Çünkü takılmadan açılan bir bilgisayarın olursa, daha verimli çalışabilirsin. Eğer artık odan daha düzenliyse, daha sakin ve daha rahat olman işten değil. Göreceksin, daha iyi uyuyacaksın. Bütün bu küçük ama önemli başarılar sana daha fazla enerji verecek.

 

Yalan söylemeyeceğim. Sonunda, artik sonuncusu olacak bir meydan okumayla karşı karşıya kalacağız elbette ama muhtemelen o sefer  bu sefer değil! Geçmişte yaşadığın tüm mücadeleleri ve zorlukları düşün; ne kadar acı verici ve travmatik olsalar da, bir şekilde atlattın, buradasın!

Evet, belki de aynaya baktığında zayıf ve yıpranmış görünüyorsun. Ama biliyorsun ki içinde, derinlerde daha güçlü bir ruhsun artık. Ve biliyorsun ki daha önce olduğu gibi hayatta kalacaksın ve daha önce olduğu gibi daha da güçleneceksin.

Bu yüzden endişelenme. Endişelenmemek için de endişelenme. Ne olursa olsun, önemli olan tek şey süreci hatırlaman. Sadece, duygularınla savaşmak üzere seni harekete geçiren eylemlerden uzak dur: kendi öz bakım ve dengen arasındaki enerjiyi bulmaya odaklan.

Eğer yardımcı olacaksa, aşağıdaki cümleyi kendine hatırlat:

“Her zaman kendimle ilgilendigim ve olumlu değişim yaratmak için sadece küçük bir adım atmaya karar verdiğim sürece, sonunda daha iyi ve daha akıllı bir kişi olacağım.”

Bu Yazıları Da Beğenebilirsiniz

Henuz yorum yapan olmadı

    Cevapla